Kahraman Kardeşinin Gölgesinde Kalan İmparator: Quintillus’un 77 Günlük Saltanatı

Roma, “Gotların Fatihi” Claudius Gothicus‘un veba nedeniyle ani ölümünün yasını tutuyordu. İmparatorluk kurtarılmıştı ama lidersizdi. Tam bu kriz anında, sahneye Claudius’un küçük kardeşi Marcus Aurelius Claudius Quintillus çıktı. Roma Senatosu’nun ve İtalya’daki birliklerin desteğiyle imparator ilan edildi. Ancak onun saltanatı, Roma tarihinin en kısa ve en trajik hikayelerinden biri olacaktı. Quintillus, Üçüncü Yüzyıl Krizinin acımasız gerçeğiyle yüzleşmek üzereydi: Artık tahtı belirleyen kan bağı değil, kılıçtı.

Bir Kahramanın Kardeşi Olmak: Tahta Çıkış

Quintillus, kahraman ağabeyinin ölüm haberi üzerine 270 yılında imparator ilan edildi. Claudius’a duyduğu saygı nedeniyle Roma Senatosu, onun kardeşini hemen onayladı. Quintillus, İtalya’daki birliklerin komutanıydı ve ilk başta imparatorluğun batıdaki pek çok eyaleti tarafından da tanındı. Sikkeler, onun adına basılmaya başlandı. Kağıt üzerinde her şey yolunda görünüyordu. Ancak Balkanlar’da, Claudius’un Gotları yendiği ordunun başında çok daha hırslı, çok daha yetenekli ve çok daha popüler bir komutan vardı: Aurelian.

Ufuktaki Fırtına: Aurelian’ın İsyanı

Tuna lejyonları, Senato’nun Roma’da oturan ve askeri bir başarısı olmayan Quintillus’u imparator olarak tanımayı reddetti. Onların adayı, Claudius’un yanında savaşmış, zaferin gerçek mimarlarından biri olarak gördükleri kendi komutanları Aurelian’dı.

Aurelian, Quintillus’un meşruiyetine güçlü bir iddiayla meydan okudu: Ölüm döşeğindeki Claudius, halefi olarak kan bağından gelen kardeşini değil, liyakat sahibi generali, yani kendisini seçmişti. Bu iddia doğru olsun ya da olmasın, savaşla yoğrulmuş Tuna ordusu için tek bir gerçek vardı: Liderleri Aurelian’dı. Aurelian, ordusuyla İtalya üzerine yürümeye başladı.

Yalnız Kalan İmparator: İhanet ve Son

Quintillus, kendisinden kat kat güçlü olan Aurelian’ın ordusuyla yüzleşmek için birliklerini Aquileia şehrinde topladı. Ancak kendi askerleri, karşılarında efsanevi Tuna lejyonlarının olduğunu biliyordu. Kaybedecekleri kesin olan bir savaşta ölmek yerine, taraf değiştirmeyi seçtiler. Quintillus’u imparator ilan eden askerler, şimdi onu terk ediyordu.

Tarihçiler, onun sonu hakkında iki farklı hikaye anlatır. Bazılarına göre, askerlerine yeniden disiplin getirmeye çalıştığı için öfkelenen kendi askerleri tarafından öldürüldü. Daha yaygın olan diğer anlatıya göre ise, tamamen yalnız kaldığını ve bir iç savaşa neden olmak istemediğini anlayan Quintillus, onurlu bir şekilde intihar etti.

Saltanatının ne kadar sürdüğü bile tartışmalıdır. Kaynaklar 17 günden 77 güne kadar farklı süreler verse de, kesin olan bir şey vardı: Quintillus’un imparatorluk rüyası çok kısa ve acı bir şekilde son bulmuştu.

Quintillus’un hikayesi, Anlatika‘da da sıkça vurguladığımız gibi, Üçüncü Yüzyıl Krizi’nde imparatorluğun yazılı olmayan kuralını gözler önüne serer: Taht, mirasla değil, en güçlü lejyonların sadakatini kazanan komutanın kılıcıyla alınırdı. O, Aurelian gibi bir devin gölgesinde kalmaya mahkûm, tarihin trajik bir dipnotuydu.


Anlatika sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Bir yanıt yazın

Trending

Anlatika sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin