Roma Felaketlerle Boğuşurken Tahta Çıkan İmparator: Trebonianus Gallus
251 yılında Roma İmparatorluğu, tarihinin en büyük şoklarından birini yaşadı: İmparator Decius, Abritus Muharebesi’nde Gotlara karşı savaşırken öldürüldü. Savaş alanında ölen ilk imparatorun ardından, dağılmış ordunun kalıntıları yeni bir lider seçti: Moesia valisi Gaius Vibius Trebonianus Gallus. Ancak Gallus’un saltanatı, bir felaketin içinden doğmuştu ve sadece daha büyük felaketlere tanıklık edecekti: utanç verici bir barış, yıkıcı bir veba salgını ve sonunda kanlı bir ihanet.
Felaketin İçinden Doğan İmparator
Trebonianus Gallus, köklü bir Etrüsk ailesinden gelen tecrübeli bir senatördü. Decius’un Gotlara karşı savaşında Tuna sınırını savunuyordu. İmparatorun ve ordunun büyük kısmının yok olduğu Abritus felaketinden sonra, hayatta kalan askerler tarafından imparator ilan edildi. Bazı tarihçiler onun Decius’a ihanet ettiğinden şüphelense de, büyük ihtimalle o anki kaos ortamında orduyu bir arada tutabilecek tek komutan olarak görülmüştü.
Gotlarla Utanç Verici Barış ve Vebanın Vurması
Gallus’un imparator olarak ilk icraatı, Roma’da büyük bir öfkeye neden oldu. Gotlarla, Roma tarihinin en aşağılayıcı anlaşmalarından birini imzaladı. Bu anlaşmaya göre Gotlar, yağmaladıkları tüm ganimetlerle birlikte Roma topraklarını terk edecek ve Roma onlara her yıl haraç (para) ödeyecekti. Bu, orduyu yeniden toparlamak için zaman kazanma amaçlı pragmatik bir hamle olsa da, bir süper gücün “barbarlara” boyun eğmesi olarak algılandı.
Bu utancın hemen ardından, imparatorluğu çok daha büyük bir felaket vurdu: Kıbrıs Vebası (adını salgını detaylı anlatan Kartaca Piskoposu Cyprian’dan alır). Milyonlarca insanın ölümüne neden olan bu salgın, imparatorluğu demografik ve ekonomik olarak çökertti. Gallus’un bu dönemdeki tek takdir toplayan icraatı, vebadan ölen en fakir insanların bile düzgün bir şekilde gömülmesini sağlaması oldu.
Doğuda ve Batıda Yeni Tehditler
İmparatorluk veba ile boğuşurken, düşmanlar durmadı. Doğuda Sasani İmparatoru I. Şapur, Suriye’yi işgal ederek Antakya’yı yağmaladı. Batıda ise Gotlar, imzaladıkları anlaşmayı yırtıp atarak Tuna sınırını yeniden geçtiler ve akınlarına devam ettiler. Gallus, bu çoklu krizler karşısında çaresiz kalmıştı.
Bir Kahramanın Yükselişi ve Hain Bir Son
253 yılında, Gallus’un Moesia valisi olarak atadığı Marcus Aemilius Aemilianus, Gotlara karşı ezici bir zafer kazandı. Bu zaferle kendinden geçen askerleri, Aemilianus’u imparator ilan etti. Popüler ve başarılı komutan, ordusuyla İtalya üzerine yürüdü.
Trebonianus Gallus ve oğlu Volusianus, bu yeni isyancıyı karşılamak için bir ordu topladı. Ancak iki ordu karşılaşamadan, Gallus’un kendi askerleri saf değiştirmeye karar verdi. Başarılı ve cömert Aemilianus’un tarafına geçmek, zayıf ve şanssız Gallus için savaşmaktan daha cazipti. 253 yılının Ağustos ayında, askerler bir isyan çıkararak hem İmparator Trebonianus Gallus’u hem de oğlu Volusianus’u katlettiler.
Trebonianus Gallus’un sonu, Anlatika‘da da gördüğümüz gibi, Üçüncü Yüzyıl Krizi’nin acımasız döngüsünü ortaya koyar: Bir imparatorun yenilgisiyle tahta çıkan bir komutan, kendisinden daha başarılı başka bir komutan tarafından aynı şekilde devrilir. Onun saltanatı, Roma’nın durdurulamayan çöküşünün trajik bir perdesiydi.






Bir yanıt yazın