Bir Çağı Kapatıp Yeni Bir Çağ Açan Hükümdar: Fatih Sultan Mehmed

Dünya tarihinin akışını değiştiren, Doğu ile Batı’yı sentezleyen ve hem kılıcı hem de kalemiyle devleşen bir lider: Osmanlı İmparatorluğu’nun 7. padişahı II. Mehmed, namıdiğer Fatih Sultan Mehmed. Henüz 21 yaşındayken yaklaşık bin yıllık Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğu’na son vererek Orta Çağ’ı kapatıp Yeni Çağ’ı başlatan bu eşsiz komutan, sadece askerî dehasıyla değil, aynı zamanda entelektüel birikimi, sanata ve bilime verdiği değerle de Rönesans dönemi hükümdarlarını aratmayan bir vizyona sahipti.

Anlatika olarak tarihi şahsiyetleri incelerken, Fatih’in sadece bir asker değil, aynı zamanda bir medeniyet kurucusu ve devasa bir vizyoner olduğunu özellikle vurgulamak istiyoruz. Çünkü o, kurduğu Sahn-ı Seman medreseleriyle bilimi yüceltmiş, çıkarttığı kanunnâmelerle devletin omurgasını sağlamlaştırmış ve İstanbul’u kozmopolit bir dünya başkentine dönüştürmüştür.

İsimleri, Ünvanları ve Tarihteki Yeri

Doğum adı olan “Mehmed”, İslam peygamberi Muhammed’in adından türemiş, “övülen, her türlü övgüye layık olan” anlamına gelen Arapça kökenli bir sözcüktür. Türkçedeki telaffuz kolaylığı sebebiyle zamanla “Mehmed” ve “Mehmet” hâlini almıştır. Divan edebiyatında şiirler yazarken “Avnî” mahlasını kullanan Sultan, 1453 yılında İstanbul’u fethettikten sonra “Zafer Kazanan, Fetheden” anlamındaki Fatih ve “Fethin Babası” anlamına gelen Ebû’l-Feth ünvanlarıyla anılmaya başlanmıştır.

Ancak onun en dikkat çekici ünvanlarından biri Kayser-i Rûm (Roma İmparatoru) ünvanıdır. İstanbul’u aldıktan sonra kendini Doğu Roma’nın meşru vârisi sayan Fatih, devleti Roma İmparatorluğu’nun bir devamı olarak görmüş ve Batı dünyasında da “Grand Turco” (Büyük Türk) olarak tanınmıştır. Kendisini aynı zamanda Sultanü’l-Berreyn ve Hakanü’l-Bahreyn (İki Karanın Sultanı ve İki Denizin Hakanı) olarak tanımlayarak, cihanşümul (evrensel) bir imparatorluk vizyonu ortaya koymuştur.

Doğumu, Eğitimi ve Şehzadelik Yılları

II. Mehmed, 30 Mart 1432 tarihinde devletin başkenti Edirne’de, Sultan II. Murad ile Hüma Hatun’un dördüncü oğlu olarak dünyaya geldi. Erken yaşta sancakbeyi olarak devlet tecrübesi kazanması için önce Amasya’ya, ardından Manisa’ya gönderildi.

Çocukluğunda zeki fakat oldukça hırçın ve dikbaşlı bir yapıya sahip olan Şehzade Mehmed’in eğitimi için babası II. Murad, devrin en otoriter âlimlerinden biri olan Molla Gürânî’yi görevlendirdi. Molla Gürânî’nin sert ama adil disiplini sayesinde Mehmed, eğitimine odaklanmaya başladı. Onun eğitimi sadece İslami ilimlerle (fıkıh, hadis, tefsir, kelâm) sınırlı kalmadı; matematik, geometri, tarih ve felsefe alanlarında da derinleşti. Manisa’daki sarayında Anconalı Ciriaco gibi İtalyan hümanistlerle tanışması, Antik Yunan filozoflarının hayatlarını öğrenmesi onu çok kültürlü bir lider yaptı. Ana dili Türkçenin yanı sıra Arapça, Farsça, Latince, Yunanca, İtalyanca, İbranice ve Slavca dillerine hâkim olması, onun entelektüel derinliğinin en büyük kanıtıdır.

İki Kez Tahta Çıkış ve Devletin Zirvesine Yürüyüş

II. Mehmed’in padişahlık serüveni oldukça çalkantılı başladı. 1444 yılında babası II. Murad, doğuda ve batıda barışı sağladığını düşünerek tahtı henüz 12 yaşındaki oğlu Mehmed’e bıraktı ve Manisa’ya çekildi. Ancak çocuk yaşta birinin tahta geçmesini fırsat bilen Avrupa devletleri, yeni bir Haçlı seferi düzenledi. Başkentte çıkan kargaşalar ve Sadrazam Çandarlı Halil Paşa’nın çağrısıyla II. Murad geri dönerek Varna Muharebesi’nde (1444) ordunun başına geçti. 1446 yılında ise bir yeniçeri isyanı (Buçuktepe) sonucunda II. Murad tekrar tahta oturdu ve Mehmed Manisa’ya geri gönderildi.

Mehmed, Manisa’daki ikinci şehzadelik döneminde başına buyruk hareket etti, hatta kendi adına paralar bastırdı. 1448’de babasıyla II. Kosova Muharebesi’ne katılarak ilk büyük askerî tecrübesini edindi.

3 Şubat 1451’de II. Murad’ın vefatı üzerine, Mehmed Edirne’ye gelerek 19 yaşında ikinci kez ve bu sefer kalıcı olarak Osmanlı tahtına oturdu. Avrupalılar ilk başlarda onun genç ve tecrübesiz olduğunu düşünerek onu bir tehdit olarak görmediler. Ancak Fatih’in zihninde tek bir hedef vardı: Büyük dedesi Yıldırım Bayezid’in yarım bıraktığı işi tamamlamak ve merkezi bir cihan imparatorluğu kurmak için Konstantiniyye’yi fethetmek.

Bir Çağın Kapanışı: İstanbul’un Fethi (1453)

Genç padişah, 1451’in sonlarında devasa bir hazırlık sürecine girişti. Boğazın kontrolünü sağlamak için Anadolu Hisarı’nın tam karşısına Rumeli Hisarı’nı (Boğazkesen) yaptırdı. Bizans surlarını yıkabilmek için Erdelli top döküm ustası Urban’a, o güne dek görülmemiş büyüklükte “Şahi” topları döktürdü.

23 Mart 1453’te Edirne’den hareket eden Osmanlı ordusu, 2 Nisan’da şehri kuşattı. Haliç’in girişinin zincirlerle kapatılması ve Papa’nın gönderdiği Ceneviz gemilerinin Osmanlı donanmasını yararak Haliç’e girmesi, kuşatmanın ilk haftalarında büyük bir moral bozukluğu yarattı. Ancak Mehmed, askerî dehasını konuşturarak gemileri karadan yürütme kararı aldı. Kasımpaşa güzergâhına döşenen yağlı kalaslar üzerinden gemiler Haliç’e indirildi.

53 gün süren ve aralıksız top atışlarıyla devam eden kuşatma, 29 Mayıs 1453 sabahı son taarruzla zafere ulaştı. Kerkoporta kapısından giren Osmanlı askerleri surlara sancağı dikti. Bizans İmparatoru XI. Konstantinos savaşırken öldü. Şehre giren Fatih Sultan Mehmed, Ayasofya’ya giderek burada toplanan halkın ve din adamlarının can güvenliğini garanti altına aldı ve ünlü sözünü söyledi: “Min-ba’d (Bundan sonra) tahtım İstanbul’dur.”

Çandarlı Halil Paşa’nın İdamı ve Mutlak Otorite

Fethin hemen ardından Fatih, kuşatma sırasında asker arasında olumsuz söylentiler yayan ve kuşatmanın kaldırılmasını savunan Sadrazam Çandarlı Halil Paşa’yı görevden alarak hapse attı. 10 Temmuz 1453’te idam edilen Çandarlı, Osmanlı tarihinde idam edilen ilk sadrazam oldu. Bu olay, devlette hanedana rakip olabilecek köklü ailelerin gücünün kırılması ve padişahın mutlak otoritesinin tesis edilmesi açısından büyük bir dönüm noktasıdır.

Yeni Başkentin İnşası ve Hoşgörü Politikası

Fatih’in amacı şehri yakıp yıkmak değil, onu canlandırmaktı. Fetihten hemen sonra Rum Ortodoks Patrikhanesi’nin yeniden açılmasına izin verdi ve II. Gennadios’u patrik olarak atadı. Aynı şekilde Ermeni Patrikhanesi ve Yahudi Hahambaşılığı kurdurdu.

Şehrin imarına büyük önem verdi; Anadolu’dan ve Rumeli’den sanatkârları, tüccarları İstanbul’a iskân etti. Yıkılmaktan kurtardığı Ayasofya’yı camiye çevirirken mozaiklerin sökülmesini yasaklayıp kireçle kaplattı. İlk sarayını bugünkü Theodosius Forumu civarında inşa ettirdi, ardından 1478’de tamamlanan ve dört asır boyunca Osmanlı’nın kalbi olacak olan Topkapı Sarayı’nı yaptırdı. Fatih’in bu “yeniden inşa” programı sayesinde İstanbul, yarım asır içinde tekrar Avrupa’nın en büyük ve kozmopolit şehri hâline geldi.

Doğuda ve Batıda Kesintisiz Fetihler (1453-1481)

İstanbul’un fethinin ardından Fatih, ardı arkası kesilmeyen seferlerle imparatorluğun sınırlarını inanılmaz bir hızla genişletti:

  • Sırbistan ve Bosna (1454-1464): Sırp Despotluğu’nu yıkarak bölgeyi Osmanlı’ya bağladı. Bosna’nın fethinin ardından, özellikle Bogomil mezhebine mensup Bosnalılara verdiği Ahidnâme ile onlara tam din ve vicdan hürriyeti sağladı (Bu durum Bosnalıların kitleler hâlinde İslamiyet’i seçip “Boşnak” olmalarına zemin hazırlamıştır).

  • Mora ve Trabzon (1458-1461): Bizans’ın son kalıntıları olan Mora Despotluğu’nu ve Trabzon İmparatorluğu’nu ortadan kaldırarak Roma’nın yeniden dirilme umutlarını tamamen yok etti.

  • Eflak Seferi (1462): Osmanlı’ya başkaldıran ve elçileri kazığa oturtan Kazıklı Voyvoda’yı (III. Vlad) bertaraf ederek Eflak’ı tam itaate aldı.

  • Osmanlı-Venedik Savaşı (1463-1479) ve Kırım (1475): Venediklileri mağlup ederek Ege ve Akdeniz’deki nüfuzunu artırdı. Sadrazam Gedik Ahmed Paşa komutasındaki donanma ile Kırım’daki Ceneviz kolonilerini (Kefe, Azak) ele geçirdi ve Kırım Hanlığı’nı Osmanlı himayesine aldı. Karadeniz artık bir “Türk Gölü” olmuştu.

  • Otlukbeli Muharebesi (1473): Doğuda Osmanlı’yı tehdit eden Akkoyunlu Hükümdarı Uzun Hasan’ı, hafif havan toplarının da kullanıldığı Otlukbeli Meydan Muharebesi’nde ağır bir yenilgiye uğrattı.

  • Otranto Seferi (1480): Fatih’in hedefi sadece Doğu Roma değil, aynı zamanda Batı Roma’ydı. Gedik Ahmed Paşa komutasındaki donanma İtalya’nın Otranto limanını fethederek Papalıkta büyük bir korku yarattı.

Entelektüel Kişiliği, Sahn-ı Seman ve Kanunnâmeler

Fatih Sultan Mehmed, bir “Rönesans hükümdarı” olarak tanımlanır. Kütüphanesinde Antik Çağ tarihi, İlyada destanı, coğrafya ve mitoloji üzerine eşsiz eserler bulunuyordu. İtalyan ressam Gentile Bellini’yi İstanbul’a getirterek kendi portrelerini yaptırmıştır.

Eğitime verdiği değerin en büyük göstergesi, İstanbul’daki ilk yükseköğretim kurumu olan Sahn-ı Seman Medreseleri’ni kurmasıdır. Devrin en büyük matematikçi ve astronomlarından biri olan Ali Kuşçu’yu Semerkant’tan İstanbul’a davet etmiş ve bu medreselerin müfredatını hazırlatmıştır. Bu medreselerde sadece dini ilimler değil; fizik, kimya, matematik ve astronomi gibi akli ilimler de okutulmuştur.

Fatih’in devlet idaresine en büyük katkılarından biri de kendi adıyla anılan Fatih Kanunnâmesi‘dir (Kanunnâme-i Âl-i Osman). Yönetim, maliye ve ceza hukukunu yazılı hâle getiren bu kanunnâme, devletin bekası (Nizâm-ı Âlem) için kardeş katlini yasallaştırmış ve Osmanlı devlet düzeninin yüzyıllar boyunca ayakta kalmasını sağlayan temel metin olmuştur.

Son Seferi, Gizemli Ölümü ve Ailesi

1481 yılının baharında Fatih, yeni bir sefer için Anadolu yakasına geçti. Seferin hedefi gizli tutuluyordu (İtalya veya Mısır Memlûkleri olduğu tahmin edilmektedir). Ancak padişah Gebze yakınlarındaki Hünkârçayırı’nda aniden hastalandı ve 3 Mayıs 1481 tarihinde, 49 yaşındayken vefat etti.

Ölüm sebebi genellikle gut hastalığı (nikris) olarak bilinse de, Yahudi asıllı tabibi Yakup Paşa tarafından Venediklilerin kışkırtmasıyla zehirlendiğine dair iddialar da tarihte tartışılagelmiştir.

Ölümünün ardından oğulları II. Bayezid ile Cem Sultan arasında büyük bir taht kavgası yaşanmaması için padişahın vefatı günlerce gizlenmiş, ancak yeniçerilerin durumu öğrenip isyan etmesiyle İstanbul’da büyük bir kaos yaşanmıştır. Naaşı, tahnit edildikten sonra kendi adını taşıyan Fatih Camii’nin avlusundaki türbesine defnedilmiştir. Ölüm haberi Avrupa’ya ulaştığında Venedik’te “Büyük Kartal Öldü!” (La Grande Aquila è morta!) nidalarıyla kilise çanları çalınıp günlerce kutlamalar yapılmıştır.

Gülbahar Hatun, Gülşah Hatun, Çiçek Hatun gibi eşlerinden; II. Bayezid, Şehzade Mustafa, Cem Sultan ve Gevherhan Hatun gibi çocukları olan Fatih Sultan Mehmed, arkasında teşkilatı, kanunları ve kurumlarıyla kusursuz işleyen cihanşümul bir imparatorluk bırakmıştır.

🌟 Blog metinlerimizi beğendiyseniz, asıl macera Anlatika Mağaza’da sizi bekliyor! Yüzlerce e-kitap arasından size hitap edeni bulun ve okuma listenizi hemen zenginleştirin. Yeni yazarlar, farklı konular ve sınırsız bilgi… Hadi, Keşfet! ➡️ Anlatika E-Kitap Dünyasına Adım Atın: https://www.shopier.com/anlatika


Anlatika sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Bir yanıt yazın

Trending

Anlatika sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin