Fatih’in Gölgesinde Bir “Veli” Hükümdar: II. Bayezid
Osmanlı İmparatorluğu’nun sekizinci padişahı olan II. Bayezid (Bayezid-î Veli), cihan fatihi bir babanın ardından tahta geçmenin getirdiği devasa sorumlulukları omuzlamış, dindarlığı, bilgeliği ve barışçıl doğasıyla tanınan bir liderdir. 3 Aralık 1447 tarihinde Dimetoka’da doğan Bayezid, 1481 ile 1512 yılları arasında 31 yıla yakın bir süre imparatorluğu yönetmiştir. Onun dönemi, sınırların çılgınca genişlediği bir dönem olmaktan ziyade, Fatih Sultan Mehmed devrinde hızla alınan toprakların sindirildiği, kurumların oturtulduğu ve devletin iç ve dış krizlerle sınandığı bir “konsolidasyon” evresi olarak tarihe geçmiştir. Divan edebiyatında “Adlî” mahlasıyla şiirler yazan Sultan, tahtı devraldığında 2.214.000 km² olan toprakları, vefatında 2.375.000 km²’ye ulaştırmayı başarmıştır.
Amasya’da Geçen Bir Şehzadelik ve Tahta Çıkış Süreci
II. Bayezid, çocukluk yıllarından itibaren çok sıkı bir eğitimden geçmiştir. Yedi yaşında Hadım Ali Paşa’nın danışmanlığında Amasya valiliğine atanmış ve tam 27 yıl boyunca bu şehirde sancakbeyi olarak görev yapmıştır. O dönemde Amasya, imparatorluğun en önemli bilim, kültür ve sanat merkezlerinden biriydi. Şehzade Bayezid burada devrin en büyük âlimlerinden felsefe, matematik ve dini ilimler tahsil etmiş; Arapça, Farsça, Çağatay lehçesi ve Uygur alfabesini öğrenmiştir. Ünlü hat ustası Şeyh Hamdullah’tan hat dersleri alan Bayezid, aynı zamanda 1473’teki Otlukbeli Muharebesi’nde ordunun sağ kol kumandanlığını üstlenerek askerî rüştünü de ispatlamıştır.
Fatih Sultan Mehmed’in 1481 yılında ani vefatı, Osmanlı tahtı için büyük bir krizin habercisiydi. Sadrazam Karamanî Mehmed Paşa, vefat haberini hem Bayezid’e hem de kardeşi Cem Sultan’a göndermişti. Ancak Cem Sultan’a giden ulağın Bayezid’in damadı tarafından engellenmesi, olayların seyrini değiştirdi. İstanbul’daki yeniçerilerin isyan ederek Bayezid’i desteklemesi ve Cem taraftarı Sadrazam’ı öldürmeleri üzerine Bayezid, hızla İstanbul’a gelerek 22 Mayıs 1481’de Osmanlı tahtına oturdu.
İmparatorluğu Sarsan Kardeş Kavgası: Cem Sultan Meselesi
II. Bayezid’in saltanatının ilk yılları, kardeşi Cem Sultan ile girdiği amansız bir taht mücadelesiyle gölgelendi. Ağabeyinin padişahlığını tanımayan Cem Sultan, ordusuyla İnegöl’de Bayezid’in kuvvetlerini yenerek Bursa’ya girdi. Kendi adına hutbe okutup para bastıran Cem, imparatorluğun Anadolu kısmını yönetmeyi teklif etse de bu bölücü teklif devletin bekası için derhal reddedildi.
Anlatika olarak, tarih sayfalarını araladığımızda II. Bayezid döneminin sadece bir duraklama değil, aksine fırtınalar öncesi bir toparlanma ve kriz yönetimi evresi olduğunu net bir şekilde görebiliyoruz. Cem Sultan’ın Rodos Şövalyelerine sığınması ve ardından Fransa ile Papalık nezdinde bir “esir-misafir” olarak kullanılması, Osmanlı dış politikasını onlarca yıl boyunca kilitlemiştir. Papa VIII. Innocentius’un Cem’i Osmanlı’ya karşı bir Haçlı seferi kozu olarak kullanma çabaları, Bayezid’i Batı’da daha temkinli ve savunmacı bir politika izlemeye mecbur bırakmıştır. Hatta Fatih devrinde alınan İtalya’daki Otranto Kalesi, Cem Sultan krizinin getirdiği iç karışıklıklar ve destek eksikliği sebebiyle 1481’de kaybedilmiştir. Cem Sultan’ın 1495’te Napoli’de şüpheli ölümü (zehirlendiği iddia edilir), Bayezid’e nihayet rahat bir nefes aldırmıştır.
Denizlerde ve Karada Kazanılan Stratejik Zaferler
Cem Sultan krizine rağmen II. Bayezid, devletin sınırlarını genişletmekten geri durmamıştır. Döneminin öne çıkan askerî ve stratejik hamleleri şunlardır:
-
Boğdan Seferi ve Karadeniz Hâkimiyeti (1484): Boğdan Voyvodasının vergi ödememesi üzerine bizzat sefere çıkan Sultan, Kırım Hanı Mengli Giray’ın da desteğiyle Kili ve Akkerman kalelerini fethetmiştir. Bu zaferle Karadeniz tam anlamıyla bir “Türk Gölü” hâline gelmiş ve Kırım ile karadan doğrudan bağlantı sağlanmıştır.
-
Osmanlı-Memlük Savaşları (1485-1491): Hicaz su yolları meselesi, Hacılara yapılan saldırılar ve Memlüklerin Dulkadiroğulları üzerindeki iddiaları, Yakın Doğu’nun iki büyük Türk-İslam devletini karşı karşıya getirmiştir. Altı yıl süren, Adana ve Tarsus ekseninde yaşanan yıpratıcı Çukurova savaşları, her iki tarafın da kesin bir üstünlük kuramaması üzerine 1491’de “savaş öncesi sınırlara dönülmesi” kararıyla sonuçlanmıştır.
-
Sapienza Deniz Zaferi ve Venedik’in Çöküşü (1499-1502): Osmanlı donanmasının Akdeniz’deki gücünü kanıtladığı en önemli hadiselerden biri Sapienza Deniz Muharebesi’dir. Kemal Reis ve Barak Reis’in kahramanlıklarıyla Venedik donanması perişan edilmiş; İnebahtı, Modon, Koron ve Navarin gibi çok önemli üsler Venedik’ten alınmıştır. Venedik elçisinin, “Sinyoria hükümetine söyleyin, artık denizle evlenmeyi bıraksınlar; sıra bize geldi” sözleriyle aktarılan bu ezici üstünlük, 1502’deki barış antlaşmasıyla taçlanmıştır.
“Küçük Kıyamet” ve Yeniden İnşa Edilen İstanbul
II. Bayezid’in saltanatı, sadece insan eliyle çıkan savaşlara değil, doğanın gazabına da şahit olmuştur. 14 Eylül 1509 tarihinde meydana gelen ve “Kıyamet-i Suğra” (Küçük Kıyamet) olarak adlandırılan büyük İstanbul depremi, şehri adeta yerle bir etmiştir. 109 cami, binlerce ev yıkılmış, devasa tsunami dalgaları Galata surlarını aşmıştır. Yaklaşık 5 bin insanın hayatını kaybettiği bu felaket sonrasında II. Bayezid, müthiş bir organizasyon yeteneği sergilemiştir. Anadolu ve Rumeli’den toplanan on binlerce usta, marangoz ve işçiyle, Mimar Hayreddin’in nezaretinde şehir sadece 65 gün gibi inanılmaz bir sürede yeniden imar edilmiştir.
Doğudan Gelen Tehlike: Safeviler ve Şahkulu İsyanı
1500’lerin başında İran’da kurulan Safevi Devleti’nin lideri Şah İsmail, Anadolu’daki Şii/Alevi Türkmenler üzerinde büyük bir propaganda faaliyeti başlatmıştı. Bayezid’in yaşlılığı ve şehzadeler arası rekabetin getirdiği otorite boşluğu, 1511 yılında Şahkulu İsyanı’nın patlak vermesine neden oldu. Antalya’dan Kütahya’ya kadar ilerleyen, Anadolu Beylerbeyi Karagöz Ahmed Paşa’yı esir alıp yenen Şahkulu kuvvetleri, nihayet Sivas civarında Çubukova’da Vezir-i Azam Hadım Ali Paşa tarafından mağlup edildi. Ancak hem Şahkulu hem de Hadım Ali Paşa bu çatışmalarda hayatını kaybetti.
Şehzadelerin Taht Kavgası ve Hüzünlü Bir Veda
Şahkulu İsyanı, devletin ne denli acil bir şekilde güçlü bir lidere ihtiyaç duyduğunu ortaya koymuştu. II. Bayezid’in hayatta kalan oğulları Ahmed, Korkut ve Selim arasında amansız bir rekabet başladı. Veliaht olarak görülen Şehzade Ahmed’in asker ve ulema tarafından yeterince desteklenmemesi, Manisa’daki Şehzade Korkut’un yumuşak huylu kabul edilmesi gözleri Trabzon Valisi Şehzade Selim’e çevirdi.
Gürcülere ve Safevilere karşı sınırda gösterdiği sert ve başarılı tutumla yeniçerilerin idolü hâline gelen Selim, kayınpederi Kırım Hanı Mengli Giray’ın da desteğiyle Rumeli’ye geçerek babasına karşı harekete geçti. 1511’de Çorlu’da babasına yenilse de, Şehzade Ahmed’in İstanbul’a girmesinin asker tarafından engellenmesi ve Kızılbaş isyanlarının sürmesi üzerine ibre tamamen Selim’e döndü. Kapıkulu Ocaklarının isyanı ve açıkça Selim’i istemeleri üzerine, yaşlı ve hasta Sultan Bayezid 24 Nisan 1512’de tahtı kendi rızasıyla (ancak yoğun bir baskı altında) oğlu I. Selim’e (Yavuz Sultan Selim) devretti.
Dimetoka’da inzivaya çekilmek üzere yola çıkan II. Bayezid, yolculuğunun 32. gününde (26 Mayıs 1512) Havsa yakınlarında vefat etti. Padişahın, oğlu Selim tarafından zehirlendiği iddiaları tarihçiler arasında hâlâ tartışılmaktadır. Cenazesi İstanbul’a getirilerek kendi adını taşıyan Bayezid Camii’nin haziresine defnedildi.
Tarihe Düşen İlginç Notlar: Kolomb, Da Vinci ve Gül Baba
II. Bayezid dönemi, dünya tarihini şekillendiren keşifler ve Rönesans tasarımlarıyla da kesişmiştir.
-
Kristof Kolomb’un Teklifi: 1484 yılında yeni kıtalar keşfetmek için Sultan’dan gemiler talep eden Kolomb, ciddiye alınmayarak reddedilmiştir. Ancak Kolomb’un haritaları yıllar sonra Piri Reis’in amcası Kemal Reis’in eline geçmiş ve ünlü Piri Reis haritasının (1513) temelini oluşturmuştur.
-
Leonardo da Vinci’nin Köprü Projesi: 1502’de ünlü Rönesans dâhisi Leonardo da Vinci, Haliç üzerine 240 metre uzunluğunda muazzam bir köprü yapmak için II. Bayezid’e bir proje sunmuş, ancak bu yenilikçi proje Sultan tarafından kabul görmemiştir.
-
Galatasaray Lisesi’nin Temelleri: Evliya Çelebi’nin aktardığına göre, Galata sırtlarında avlanan Sultan Bayezid, kulübesinde güller yetiştiren Gül Baba ile tanışmış, ondan aldığı sarı ve kırmızı güllerin hatırasına buraya bir mektep yaptırmıştır. İşte bu okul, günümüzdeki Galatasaray Lisesi’nin (Galata Sarayı Ocağı) ta kendisidir.
Diplomasisiyle, atlattığı krizlerle, imar faaliyetleriyle ve bilime verdiği değerle II. Bayezid, Osmanlı İmparatorluğu’nun “Yükseliş Dönemi” içerisinde köprü görevi gören, fırtınaları dindiren bilge bir hükümdar olarak tarihteki özel yerini daima koruyacaktır.
🌟 Blog metinlerimizi beğendiyseniz, asıl macera Anlatika Mağaza’da sizi bekliyor! Yüzlerce e-kitap arasından size hitap edeni bulun ve okuma listenizi hemen zenginleştirin. Yeni yazarlar, farklı konular ve sınırsız bilgi… Hadi, Keşfet! ➡️ Anlatika E-Kitap Dünyasına Adım Atın: https://www.shopier.com/anlatika





Bir Cevap Yazın